Video Haber:
YENİ TÜRKİYE'YE GİDEN YOLDA AKADEMİ VE AKADEMİSYENLER
Medyakdeniz: Sayın Hocam öncelikle teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. “Yeni Türkiye” retoriği çerçevesinde akademi ve akademisyenlerin rolü hakkında neler söylemek istersiniz?

Sedat Aktan: Öncelikle ben de bu teklif için teşekkür ederim. Doğrusu uzun uzun tartışılması gereken ve bir o kadar da hassas bir konu. Her ne kadar akademi için genel hatlarıyla çok iç açıcı bir tablo görünmese de nitelik olarak belli bir seviyenin üzerinde olan akademisyenlerin bu sürece dair söyleyecek bir şeyleri mutlaka olmalı... Bu röportajı benim adıma kolaylaştıracak unsurlardan birisi de 13 Eylül 2014 tarihinde Ankara’da SETA’da düzenlenen bir çalıştaya davetli olarak katılmış olmam ve bu toplantıya katılan 39 birikimli akademisyenin müktesebatından zihnime aldığım notlar olacaktır. İzin verirseniz bu bağlamda adı geçen çalıştayda dile getirilen unsurları da belirtmek isterim.

Medyakdeniz: Elbette hocam, memnun oluruz. SETA ulusal medyada da sıklıkla gündeme gelen bir sivil toplum kuruluşu değil mi?

Sedat Aktan: Evet. Aslında benzerlerine özellikle ABD’de sıklıkla rastlanan bir nevi think tank kuruluşu olarak değerlendirmek daha doğru olur. Alanlarında oldukça yetkin güçlü bir kadro barındıran ve hasbelkader bir kısmıyla uzun zaman öncesine dayanan tanışıklığımız olan insanlardan oluşuyor. Yakın bir zamanda gerek Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve gerekse Başbakanımız Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu bu ekipten yararlanmak üzere İbrahim Kalın, Taha Özhan, Hatem Ete gibi şahsiyetlere önemli görevler tevdi etmişlerdir.

Bu arada bir hususu unuttum. Toplantının yapılması fikri ve gerçekleştirilme süreci Anadolu Platformu adıyla faaliyet gösteren ve Türkiye genelinde yetmiş küsur STK dernek ve vakfın bir nevi çatı yapısı olarak değerlendirebileceğimiz kuruluşun başında gerçekten özveriyle faaliyet gösteren Sayın Turgay Aldemir ve Üniversiteler Arası Kurul Genel Sekreteri Sayın Prof. Dr. Muhittin ATAMAN’ın gayretleriyle sonuçlandırılmıştır.

Medyakdeniz: Çalıştayın temel amacını kısaca nasıl tanımlarsınız?

Sedat Aktan: Yeni Türkiye söylemi çerçevesinde sancılı da olsa Türkiye genelinde yaşanan ve muhtemel yaşanacak olaylara ilişkin teknik ve çok unsurlu bir platform oluşturulması, bunu yaparken akademinin mevcut durumunun analiz edilmesi, süreçte özellikle çok unsurluluğun getirebileceği mobilite ve organizasyon problemlerinin nasıl giderileceği konuları üzerinde konuşuldu. Toplam 7 saat kadar süren toplantının sabah oturumu Sayın Muhittin Ataman’ın, öğleden sonra oturumu ise Sayın İbrahim Gezer’in moderatörlüğünde gerçekleştirildi.

Medyakdeniz: Katılımcıların ortak yönü nedir? Yani nasıl belirlendi?

Sedat Aktan: Elbette yukarıda belirttiğim üzere çağırılanlar bir şekilde birbirini tanıyan ve/veya konu üzerinde kafa yoran insanlardan oluşturulmuştur. Ama Sayın Muhittin Ataman’ın tarifi sanırım daha açıklayıcı olacaktır. Sayın ATAMAN katılımcılar için “zülcenaheyn” yani “iki kanatlı” tabirini kullandı. Açmak gerekirse akademik kimliğiyle yaptıkları çalışmalar yanında düşünsel kimlikleri, duruşu ve de tavrı ile sorumlulukları olan ve bunların gereklerini yerine getirmekle sorumlu (mükellef) olduğunu hisseden insanlar…

Medyakdeniz: Sayın Hocam biraz da toplantının içeriğine dair bilgi alabilir miyiz?

Sedat Aktan: Örneğin Sayın Alev Erkilet, 28 Şubat sürecinde yaşanan mağduriyetlerin reel olmakla birlikte, günümüzde ortaya çıkan tabloda ise bu mağduriyete tekabül etmeyen bir söyleme itirazı olduğunu dile getirdi. Buradan kendi adıma anladığım 28 Şubat sürecindeki mağduriyetler az ya da çok bizler tarafından da yaşandı. Fakat günümüzde akademide olanlar yeni mağduriyetler yaşanmasına neden olmuştur. Üstelik mağduriyet yaşayanlar salt geçmişin iktidar sahipleri de olmamıştır. Devleti ele geçirmeye çalışan ve hatta ele geçirdiğini sanan bir yapının baş aktör olduğu bu durum toplumsal anlamda büyük bir gerginliğin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Alev hanım aslında bu sonucu doğuran birikimin sorgulanması gerekliliği anlamında derin bir epistemolojik kırılmaya ihtiyaç olduğunu ifade etti. Bu yanlış sonucu doğuran bilgiye müdahale edebilecek referans olma zorunluluğunun ancak ahlak çerçevesinde pratize edilebileceği ifade edildi.

Medyakdeniz: Sayın hocam bahsettiğiniz yapıyla ilgili sorunlar çözüldüğünde işler yoluna girecek midir?

Sedat Aktan: Ben aslında olaya daha geniş çerçeveden bakıyorum. Büyük ölçüde bugün yaşananlar bu yapıyla ilgili görünse de insan’ı tanımak gerekir. Yani aslında kendimizi... Şehvet kelimesi sadece cinsel çağrışımları akla getirse de makamın, muhalefetin, paranın, özetle insan nefsinin aşırı arzulayabileceği her şeye dair şehvetten bahsedilebilir. Sözün kime ait olduğunu hatırlayamıyorum ama güzel bir ifade vardı: “Makam şehveti her türlü şehvetten daha güçlüdür”. Özal’lı yıllarda başka yapılardan da rektörler, bürokratlar vb. atanmıştı. Benzer sonuçlar o zaman da yaşanmıştı. Bunu bu gruplardan bir arkadaşım samimiyetle itiraf ettiği için rahatlıkla söyleyebiliyorum. Sorun şu, belki itilip kakılmışlığın bir sonucu olarak hep ikinci sınıf insan muamelesi gören bir kesim fırsat eline geçtiğinde ders çıkarması gereken noktaları unutup daha gaddar, kıyıcı olabiliyor. Burada şuna tekrar dikkat çekeyim; yeni iktidar bunu sadece karşı tarafa (!) yapmıyor, deyim yerindeyse hemcinsine yani asgari müşterekleri olan insanlara da yapabiliyor. Bu itirafları yapan insanlar dahi tekrar aynı imkânlara kavuştuklarında bundan ders çıkarmışlar mıdır? Aynı hatayı bir daha yapmazlar mı? Doğrusu çok da emin değilim. Bunun örneklerini 17 Aralık sürecinden sonra operasyon yapılan kritik noktalarda kaygıyla izliyoruz. İtilip kakılan insanlardan müteşekkil organik yapılanmaların belki psikolojik saiklere, belki bu yapılarda insan eğitimine dair izlenen yanlış yöntemlere izafe edilebilecek nedenlerle çözmesi gereken yapısal sorunları bulunmaktadır. Turgay Bey takip ettiği sosyal sorumluluk projeleri kapsamında ilginç bir anekdot verdi. Suriyeli sığınmacılarla temasları sırasında ilk ağızdan anlatılan bir olay… IŞİD bir köyü basar ve masum halkı öldürür. Bir evden hasbelkadar birkaç kişi evde olmadıklarından hayatta kalırlar. Tabi hayat devam ediyor… Bir süre sonra hayatta kalanlar evlerinde iken IŞİD tekrar gelir. Ev halkı bu sefer biz de öleceğiz diye düşünürken, araçtan bir mangal indirilir ve “Geçen sefer buradan bu mangalı siz yokken, izniniz olmadan aldık. Hakkınızı helal ediniz” derler. İnsana kıyacak kadar fütursuz, helallik dileyecek kadar duyarlı (!) bir ucube perspektif…

Bu noktada çalıştayda arkadaşım Hüsnü Kapu’nun dile getirdiği ifadeler önemliydi: Yapılarımızın karakter eğitimi problemi var. İnsani kalkınmaya ihtiyacımız var. Maalesef iktidarla birlikte gerçek yüzümüz ortaya çıktı. Hüsnü Beyin bahsettiği iktidarı, konuşmanın siyak ve sibakı açısından AK Parti iktidarı değil, çeşitli fırsatlarla ortaya çıkan yönetsel ve alt kademede gerçekleşen geniş tabanlı bir kadro iktidarı olarak düşünmek gerek. Elbette yaşanan uç örnekler oldu son yıllarda… Örneğin bir yılda 143 yayın yapan bir süper akademisyenden (!) bahsedildi. Keza doçentlik sınav jürilerinin malum yapılar tarafından adrese teslim oluşturulduğu, Uluslararası İlişkiler alanında oldukça nitelikli bir akademisyenin ARBİS kaydının kendi bilgisi olmaksızın Arkeoloji alanında gösterilmesi gibi operasyonel çirkinliklere dair örnekler verildi. Elbette siyasi iktidarın doğrudan olmasa da zımnen bu olaylarda sorumlu olduğu da söylenebilir.

Medyakdeniz: Hocam siz ve birkaç arkadaşınız AK Parti Ekonomi İşleri Başkanlığı tarafından organize edilen Kent Ekonomileri Forumunda görev almıştınız. Siyaseten de akademiye ait sorunların çözümünde bu bağlantılarınızın yararı olacak mıdır?

Sedat Aktan: Evet haklısınız benim dışımda kadim dostlarım Sayın Murat Ali Dulupçu, Hüseyin İlker Çarıkçı ve Adem Korkmaz hocalarım Türkiye genelinde dördü büyükşehir olmak üzere 6 ilin forumunda moderatörlük yaptık. Bu bağlantılar bağlamında doğrudur ve halen geçerlidir. Ama çalıştayın ortaya çıkardığı yapının sonuç odaklılık bağlamında yapacaklarının temsil anlamında zaten sıkıntısı olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Anadolu Platformu’nun faaliyetlerine ve organizasyonlarına baktığımızda Sayın Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız, İsmet Yılmaz, Beşir Atalay, Efkan Ala gibi pek çok ismin katıldığını görmekteyiz. Zaten çalıştayın ortaya çıkardığı yapının çözüme dair önerilerinin ilgili makamlar nezdinde ifadesi konusunda Sayın Aldemir açık taahhüt verdi.

Medyakdeniz: Hocam sonuç alma adına bu platformun çalışmalarından ümitli misiniz?

Sedat Aktan: Aslında platform kavramı benim adıma travmadır. Bu şekilde müsemma olduğu için platformu kullanıyorum. Travmadan kastım bazen birlikte hareket ettiğiniz insanların gizli ajandaları oluyor. Aslında bunu önceden az çok tahmin edebiliyorsunuz. Ama insansınız işte inanmak istiyorsunuz çeşitli saiklerle… Bir taraftan düşünüyorsunuz: “Bizi aldatan bizden değildir” diyen bir peygamberin ümmetine güvenmek istiyorsunuz. Yalan, hırs, iftira ve tehdit kısacası kendinizi nispet ettiğiniz değerler sistemine mugayyir ne kadar tavır varsa görmek bir travma oluşturuyor ister istemez. Bundan berî oluyorsunuz, tez zamanda tavır koyuyorsunuz… Diğer taraftan yapılan yanlışlar genel manada sizin değerler sisteminizin iffetine halel getiriyor. Tez zamanda travmadan çıkmak zorunda hissediyorsunuz. Zülcenaheyn olma mükellefiyetini, sorumluluğunu omuzlarınızda hissediyorsunuz. İşte bu noktada ne getirir, ne götürür ikinci plana düşüyor. “Koşarken düşünmek” gerekiyor. Sadece birlikte yola çıktığınız insanlara daha bir dikkat ediyorsunuz. Sonuçta bir ömrümüz var, bilmediğimiz bir vakitte tamamlanacak olan… Bir şeyler yapmak gerekiyor ve bunu birilerinin değil gücü yetenin yapması gerekiyor.Akademi yakın bir zamana kadar “Beyaz Türk Sporu” gibiydi. Bu ifade de çalıştayda kullanıldı. Doğrusu benim hoşuma gitti. Toplumumuzun zencileri (!) bu alanda iktidar olunca maalesef yetkinlik, liyakat gibi kriterler devre dışı kalınca nahoş bir tablo ortaya çıktı. Zira din libaslı yapılar aseptik ortamlar yani kapalı devreler. Sorgulama yok, körü körüne itaat ve sadakat kültürü her şeyin önünde. Zaten başka türlü bu yapıları kontrol edemezsiniz. İstişari organlar ise kontrollü bir senaryoya göre iş olsun diye işletilmekte. Aseptik/yalıtılmış dünyalarında insan kaynaklarınızı istediğiniz gibi şekillendirebiliyorsunuz. Bu anlamda mistik argümanlar (rüya, keramet vb.) veya menfaate dayalı mekanizmalar işletilmekte. Yani alttan üniversite öncesi işlemeye başladığınız elemanları hem bu duygularını manipüle ederek hem de kariyer planlamalarını başkasının hak ve hukukuna tecavüz ederek şekillendiriyorsunuz. Sizden koptuğunda ayakları üzerinde duramayacak kadar iğdiş edilmiş bir ceset kalıyor geriye. Aslında akademi dışında ticarette, bürokraside kısacası her yerde aşağı yukarı benzer durumlar söz konusu…

Akademi nicel olarak büyüdü. Yani üniversite sayısının artması gibi sayısal olarak büyümeler var. YÖK de bundan sonra niteliğe yönelik odaklanmış durumda. Böyle mi olmalıydı? Yani eş zamanlı götürülemez miydi? Tartışılabilir. Ama şu an tablo bu şekilde. Buna göre kafa yormak lazım. Akademiyi uluslararası arenada birinci lige taşımak lazım. Aksi takdirde yüksek öğretim yönetilemez. Diğer taraftan örgütlenme tarzı bir kurumun kültürünü yansıtıyor. Esnek bir yapılanma bu anlamda yine bir gereklilik olarak görülebilir. Akademide son yıllarda yaşananlar hem akademik hem idari kadrolaşma açısından içler acısı. Bir kültürden söz edemiyoruz. Zira kültür güç ele geçtiğinde hemen üretilecek bir şey değil. Hemen dönüştürülebilir bir alan da değil. Üniversite kültürel alanın inşası olarak değerlendirilebilir. Zira bu yapı görünürde toplumun en yüksek eğitimli katmanı ama yansıması çoğunlukla o şekilde değil. Birincil halkalarda çabucak ve yalan yanlış bitirtilen hatta intihalle dolu doktora tezleri, hızlı yükselmeler, ikincil halkalardan bu fırsata erişmek adına kişilik erozyonuna bile isteye razı olanlar işimizin zor olduğuna işaret ediyor. Ama bu noktada belki son söz olarak söylemek adına “Vakti gelmiş bir 

fikirden daha güçlü bir ordu 

olamaz”.

Medyakdeniz: Hocam vakit ayırdığınız çok teşekkür ederiz.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'ne Bireysel Başvuru...
Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Alparslan Altan, "Türkiye'de olan iyi şeylerden birisi de AHİM'e gitmeden...

Haberi Oku